Kürt karşıtı anlaşmalar ve Kürtlerde parçalanmışlık

Kürdistan tarihinde birçok bölge devleti ve uluslararası devlet Kürtlere karşı antlaşma imzalamıştır. Kürtlere yönelik komplolar günümüze kadar da devam ediyor.  Kürtlerin haklarını elde etmemesindeki en temel neden ise Kürtlerin birlik olmamasıdır.


ABD Dış İşleri Bakanı 6 Kasım’da 3 PKK yöneticisi Cemil Bayık, Murat Karayılan ve Duran Kalkan hakkında yakalama kararı çıkarttı. Kürtler, ABD’nin kararını Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen komploların bir devamı olarak görüyor.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu’da yeni bir sistem oluştu ve her ulus oluşan yeni sistem içerisinde yerini almak istedi. Ulus devlet temelinde oluşan yeni sistemde Kürtler devlet sahibi olmak istedi. Ancak Kürtler arasında birlik olmadığı için Kürtler bir devlet kuramadı.

1923 Lozan Antlaşması

Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923 tarihinde Britanya, Fransa, Japonya, Yunanistan, Romanya, Sibirya ve Türkiye arasında imzalandı. Lozan Antlaşması’nda Türkiye sınırları belirlendi ve Türk devleti resmi olarak tanındı. Türkiye’yi temsil eden ve yönetimi Ankara’da olan heyet, kendisini Kürt ve Türklerin ortak yönetimi olarak tanıttı. Ancak Lozan Antlaşması’nda Kürtlerin yeri yoktu. Lozan Antlaşması’nda Kürt temsilciler hazır değildi.  “Türkiye Kürtlerin ve Türklerin yeridir”, “Türkiye her iki toplumun ortak devletidir” söylemleri resmiyette yer almadığı gibi Kürt temsilcileri de Lozan görüşmelerine dahil edilmedi ve Kürtler inkar edildi. Lozan’da Kürtler görmezden gelindi.

Lozan Antlaşması’ndan önce Kürtler haklarını talep ediyordu. Ancak Mustafa Kemal Atatürk Türkiye Cumhuriyetini Kürtlerle birlikte kuracaklarını söyleyerek Kürtleri kandırdı. Aynı zamanda bazı Kürt güçlerini de beraberinde götürdü ve antlaşmayı onlara da imzalattı. Ancak antlaşma imzalandıktan sonra Kürtlere hiçbir hak verilmedi ve inkar edildi. Günümüze kadar da inkar edilmeye devam ediliyor.  Antlaşmadan sonra Kürtler Atatürk’e karşı ayaklandılar ve ayaklanmalar Türkiye rejimi tarafından katliamlarla bastırıldı. Kürtlere yönelik gerçekleştirilen baskıların hepsi Kürtlerin birlik olmamasından kaynaklanıyordu.  Türkiye kolay bir şekilde Kürtlere yönelik katliam gerçekleştirebiliyordu.

Lozan Antlaşması ile Kürtlerin bağımsızlığının önü alındı. Britanya her ne kadar Süleymaniye’de Şeyh Mahmut devletinin sözünü verse de Kemalist ve Irak Araplarının baskıları nedeniyle sözünü yerine getirmedi.

Musul üzerinde anlaşmaya varamadılar

Lozan Antlaşması’nda Britanya, Fransa ve Türkiye Musul üzerinde bir antlaşmaya varamadı. Kürdistan 1920’de Sevr Antlaşması sonrası parçalandı ve Kürtlerin bütün haklarına el konuldu. 1927’de Ankara Antlaşması’nda Musul’un büyük bir kısmı Başûr’dan ayrılarak Irak’a verildi.

8 Temmuz 1937’de İran, Türkiye, Afganistan ve Irak Dış İşleri Bakanları Tahran’da bulunan Sadabat Sarayı’nda toplandı.  Toplantıda “Sadabat Paktı” adıyla bir antlaşma imzalandı. Sadabat Paktı’na göre antlaşmayı imzalayan devletler, birbirlerinin sınırlarını koruyacak.  Antlaşma maddelerinden biri de antlaşmayı imzalayan 4 ülkeden birinin sınırları tehlikeye düşerse ya da güvenliği tehdit altında olursa tehdit ve tehlikelerin önü alınacak.

İran ve Irak sınırları da Kürdistan topraklarına dahildir ve bu sınırlarda yalnızca Kürt halkı bulunuyor. Bütün antlaşma ve maddelerin bütün Kürt oluşumlarına karşı yazılıp çizildiğini söyleyebiliriz.

Sadabat Paktı’nın diğer bir maddesi de şöyle; “Eğer Kürdistan’ın bir parçası hakları için bir mücadele ederse,  antlaşmaya üye olan 3 devlet  buna karşı çıkacak.’ Antlaşma 1979 Pehlewi Hükümeti’nin yıkımına kadar geçerliydi ancak şuana kadar bir değişiklik olmadı.

Mahabad Cumhuriyeti

22 Aralık 1946’da Qazi Mihemed Mahabad Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan etti. O dönemde Rusya İran’ın kuzeyinin bir bölümünü, Britanya ise İran’ın güneyinin bir bölümünü işgal etmişti. Demokrasiya Azadîxwaz Partisi ise Azarbeycan’a el koymuştu.

26 Mart 1947’de Rojava güçlerinin ve Amerika’nın baskıları nedeniyle Sovyetler İran’ın kuzeyinden çekileceklerini belirtti. Haziran ayında İran özgürlük isteyenlerin tutuklanmasını istedi. Kürtler burada da bir kez daha komployla karşı karşıya kaldı. Mahabad Cumhuriyeti’nde de anlaşıldı ki sebep Kürtlerin birlik olmaması ve uluslararası güçlerin Kürtlere karşı komplolarıydı.

Cezayir Antlaşması

Cezayir Antlaşması 1975’te Irak ve İran arasında imzalandı. Antlaşmada İran’ın Başûrê Kürdistan’daki Kürtlere destek vermekten vazgeçmesi gerektiği belirtilmişti. Çünkü 1961’de özyönetimin bir çeşidi vardı. Buna karşı Irak Arapların bazı kentlerini İran’a verdi. Antlaşmadan sonra Mele Mistefa Barzani’nin yürüttüğü Kürt devrimi kırılmayla karşı karşıya kaldı. Barzani “Aş betale” diyerek direnişi durdurdu.

1983 Antlaşması

Başûr’daki direniş ve Bakur’daki PKK devriminin ortaya çıkmasından sonra Irak ve Türkiye 1983’te yeni bir anlaşma imzaladı. Antlaşma Kürt devrimine karşı imzalandı.

Adana Antlaşması

Adana Antlaşması 20 Ekim 1998’de Türkiye ve Suriye arasında imzalandı. Adana Antlaşması da 9 Ekim 1998’de PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik gerçekleştirilen uluslararası komplo sonrasında imzalandı. Antlaşmada Suriye’nin PKK üyelerini Türkiye’ye teslim etmesi kararı alındı.

Antlaşma çerçevesinde birçok Kürt eylemcisi Suriye tarafından Türkiye’ye teslim edildi. Suriye Kürtlerin sanat ve kültürünü bastırmak amacıyla birçok Türk filmini Arapça diline çevirerek yayınladı. Suriye ve Türkiye arasında ekonomik antlaşmalar imzalandı.

İran, Türkiye ve Irak arasındaki anlaşmalardan sonra güç elde eden Kürtlerin haklarını isteyeceklerini gören dünya devletleri uluslararası komplolara başvurdu. Kürt halkına yönelik komplolar hala devam ediyor.

Birinci Dünya Savaşı üzerinden 100 yıl geçti. O günden bu yana ulus devlet temelindeki sistem devletler tarafından değiştiriliyor. Bu nedenle şuan Kürt halkı için başka bir imkan ortaya çıktı. Kürtler yeni Ortadoğu haritasında yerini nasıl alacak?

Tarihte de görüldüğü gibi Kürtler ne zaman güç elde edip hakları için önemli adımlar atsa, bölge ve dünya devletleri tarafından uluslararası komplolarla karşı karşıya kaldı. Bölge ve dünya devletleri Ortadoğu haritasını yeniden çizmek istiyor. Kürtler şuan Ortadoğu’da güç sahibi ve çok etkililer. DAİŞ çetelerini yenilgiye uğratmalarıyla güç sahibi olduklarını kanıtladılar.

Kürtlerin yeni Ortadoğu haritasında bir statüleri olmazsa, haklarını elde edemezler. Başûrê Kürdistan’da bir referandum yapmak istediler, uluslararası güçler ve İran, Türkiye, Irak kendi aralarında anlaşma yaptılar ve Irak güçleri saldırıları tartışmalı bölgelere taşıdı. Saldırılar sonucu Kürtler topraklarının yüzde 51’ini kaybetti.

Rojava Kürdistanı’nda da Rusya, Türkiye ve Amerika arasındaki anlaşma sonucunda Türk devleti Efrin’i işgal etti. Efrin, Kürtlerin Suriye Kuzeyinde ve Suriye’de demokratik bir projeye sahip olmasından sonra işgal edildi. Demokratik Özyönetim sistemi bölge ve uluslararası güçlerin çıkarlarına uygun değildi. Bu nedenle bölgedeki güçler ve uluslararası güçler, Suriye halkını kendi siyasi çıkarları için kullanabilir.

PKK ve KCK Ortadoğu’da halkların ortak yaşam projelerine sahip iki Kürt hareketidir ve Ortadoğu’yu yöneten iki güçtür. PKK ve KCK, kendilerini halkların ortak yaşamının ve demokratik özyönetim sisteminin örneği olarak görüyorlar.  PKK ve KCK’nin demokratik özyönetim sistemi bölge ve uluslararası devletlerin yeni haritasına karşıdır. Bu nedenle PKK ve KCK yöneticilerin etkisizleştirmek istiyorlar ve komplolara devam ediyorlar.

ABD, 3 PKK yöneticisi Cemil Bayık, Murat Karayılan ve Duran Kalkan hakkında verdiği kararla Kürt özgürlük hareketinin önünü almak istiyor. Bunu da Kürtler yeni Ortadoğu haritasında hiçbir hakka sahip olmasın diye yapıyor.

Kürtler ne yapmalı?

İşgalciler Kürtlerin birlik olmasını istemiyor ve Kürtlerin parçalanması için alışveriş halindeler. Örneğin İran’ın bazı Kürt güçleriyle ilişkileri çok güçlüyken, bazılarıyla zayıftır. Türk devleti bazı Kürt tarafları dost olarak nitelendirirken, bazı tarafları ise terörist ilan ediyor.  Rusya ve ABD’de aynı şekildedir.

Kürdistan’daki yurttaşlar ve siyasetçiler Kürt halkının saldırı ve komplolara karşı birliklerini kurmaları gerektiğini söylüyor.  Kürtlerin mevcut imkanları kaybetmemesi için proje ve ortak bir güce ihtiyacı var.  Devletlerin Kürtleri yeni Ortadoğu haritasından silmemesi için Kürtlerin ortak çağrısı, birlik olmak ve ortak bir güce sahip olmaktır. Kürtlerin kendi kazanımlarını koruması ve bir statüye sahip olması için birlik çağrıları yapılıyor.